BENİM ŞİİRLERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BENİM ŞİİRLERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2015 Pazartesi

SEVMEK ÜZERİNE

sevmeyebilirsiniz
ama ne olur incitmeyin beni
Tuz basmayın kanayan yaralarıma
sökmeyin ağaçlarımı kökünden
fidanları çiçeğe durmuş,
kekik ve ıhlamur kokar,
.
.
beni sevmeyebilirsiniz
Ama ben sizi seviyorum.

o şahıs

Yanlış yollardı yürüdüğüm,
Yanlış duraklardı durduğum,
Herkes geldi,
Herkes geçti,
Bir sen gelmedin,
Bir sen geçmedin

Kalbim

Kalbim
Anlıyorum
Seviyorsun,
Özlüyorsun
Arıyorsun,
Bekliyorsun...
Kalbim!!!
Kır çiçeğim benim,
zümrüt yeşilim
Üstüne kış mı üşüdü senin
Niye gidiyorsun, nereye gidiyorsun ?
Beraber gelmedik mi dünyaya
Beraber gitmeyecek miydik
Kalbim!
Kaçıyor musun ?
A Kadir Doğan

13 Mart 2015 Cuma

İZİ

bir yaşam mucizesidir bu
yağmuru tatmamış filizlere benzer
kimileri gelir, kimileri gider,
sizde bilirsiniz belki, yada daha bileceksiniz
evet 
göreceksiniz elbet,
adamın sadesini, kadının kutsalını
hissedeceksiniz bedeninizde, omurgalarınızda
işte bu olsa gerek diyeceksiniz,
yaşıyorum,
yada ölmüşüm
kiminden iyi dost,
kiminden iyi yaren,
kiminin gelişi, kiminin gidişi güzel
kendini tamamlama, bir nevi erdemliktir bu
seni sana getiren, yada senden alıp götüren
upuzun bir yol,
sonu ta Araf'a kadar uzanan

GÖRECELİ

o kadar güzelsin ki be kadın
ancak o kadar olur,
kendimle olan kavgalarım,
yaşam içinde yalanlarım
geride bıraktığım ikili yıkıntılar,
bir gülüyorsun,
unutuyorum bunları,
tanrı yasak kılmadı ya sana gülüşü,
gülümse,
huzurum karanfil kokar.
o kadar güzelsin ki be kadın
bu işte bir yanlışlık var

SÖZÜM SANA

iman etmişim,
yapraklarını tek tek açmaya bir gün
kanatlarına kadar sokulup en ince yerinden öpmeye
ant olsun ki saçlarına dokunacağım,
inciteceğim en kalabalık yerinden korkularını,
ve bozulacak mahremim,
gözlerini koynumda arayacağım,
ant olsun ki sesini uzağımda değil
sana en yakın yerden duyacağım,
ve en güzel adak, kendimi sunacağım
gözlerimi zorlamaya başlamış cennetin
ha kapattım ha kapatacağım,
olmadık saatlerde çıkarsın karşıma
gece yarısı gibi
yada sabaha karşı,
bir hasretlik aklım kalmış,
ha öldüm ha öleceğim,
asırlar boyu süren bir gevezeliktir bendeki
ben cehennem sen cennet,
ben çirkin sen güzel
sen bile barışık, bir tek aynalar düşman
anla artık, sevdim
ha diyeceğim, ha diyeceğim

MEMLEKETİM

Ey aşk
Dilime yapışmış bir tek kelimeden ibarettin
Oysa senin yüzünden ne diyarlar terk ettim
Annem gibi sevdiğim memleketim
Adı geçse Derik'in ayrıldık derdim
Boşalırdı gözlerimden özlemler, gören olmazdı
Çok uzak bir şehirmiş gibi
Ulaşılması imkansız daha da
Oysa şuan iyiyim
Beklesin güzel şehrim, dönerim bir gün
Ey aşk,
Bir gün gelecek, dağlarına çıkıp o memleketin
Sana Gülüşümü haykıracağım

KAHPELİĞİN DANİSKASI

orospunun biri çıkmış, gökyüzünü ister
elinde kağıt kalem, yaz hadi yaz der
yakışıklı abilerimiz, güzel ablalarımız ve bir de çirkinler
ve kısmetime ne çıkarsa artık diyenler,
onlar sevişirlerken günün bu saatlerinde,
acep bu orospu benden ne ister,
piçin biri çıkmış, kelebeğini kaybetmiş,
tam aramaya çıkmış otobüsü kaçırmış
ha ordan ha burdan derken gelmişte beni bulmuş
fazla içmiş anlaşılan, durmadan elleri titrer
adam doğramış herhalde elinde uzun neşter
sirkeleme lan kızdırma beni der,
çoğu orospudur, çoğu piçtir insan oğlunun
kısasa kısas çoğaltmaktır tek derdi soyunun
çoğalmak bahane, sevişmek şahane,
iyi davranıp etkilemektir tek amaçları
güzel midir o orospu, yakışıklı mıdır o piç, bilinmez ama
nasıl yaşarsan yaşa, sonun da bir karış topraktır diye nasihat eder

senin yanın

sen özgürsen bende özgürüm,
hiç bir su tutamaz bizi artık yer yüzünde,
senin bu küçük aldanışlarınla,
kesişmiş yollarımız eski bir tren garında,
ve sen güzelsen ben de güzelim,
kalabalık kalırım senin yanında,
yalnızlığım korkudan değil,
kıt kanaat geçinip gidiyorum kendimle,
bir gelişin ancak zenginlik katabilir yaşamıma
yedi sülaleme yeten

ÖNCELERİ

Bir kuş uçmuş, kanat çırpmış ufuklara,
Ve bir bülbül ruhunu teslim etmiş
En ince yerinden kanamış sevdalar
Gidecek bir yer kalmamış besbelli
Elleri kolları bağlanmış, 
Yine vatansız kalmışlar,
Gurbet elde sevdalanmış onlar
Yaşama tutunmuşlar, ölüme inat,
Ah o sevdalar, düşten düşeli yoksul kalmışlar,
Kanadıkça içten içe uzamaya başlamış sokaklar,
Ve yağmurlarda ıslanmak kalmış onlara
Hiç hesapta yokken karşılaşmışlar,
Biri sevmiş, diğeri sevememiş,
Ve bu şekilde başlamış ilk ayrılıklar,
Gitmelerden hemen hemen önce

HAK

kimsesiz dağların canı cehenneme
onlar mıymış acısını en içten yaşayan,
adı bile geçmeyen tarihin atlasında,
kaç kelebek doğurmuş, kaç kuş konmuş dallarına,
bu kaçıncı çığlığıdır kuzucukların, 
kaç bahar geçmiş, onca acının ardından,
kimsesiz dağların canı cehenneme
benim dağ kesilmedi ki feryadım,
bir iğne ucu kadar yakındı oysaki,
gözleri yeni tırpan keskinliğinde,
ve o kokulu siyah kirpikleri,
gökyüzüne uzana kalmış gözlerimizin,
kıyısından bir çeşit mavi akar,
benim şu esmer yüzümün ardından,
işte budur en büyük acım,
derdim değil ki sivri tepelerin uğultusunu dinlemek,
kayanın fırtınayla olan uyumu, yada şu uçabilesi kuşlar
derdim yetiyor bana, hele ki bir daha onu görememek,
sesimi okşar, okşar usul usul,
sesim ait değilken artık, ara ara tanıdık gelir bana,
sevgilim, sular bile birbirini aldatır,
bir tek bulutlardır sadık olan gökyüzüne, belkide en büyük süsü
sevgilim, maruz gör zavallı öfkemi,
ölümden kaçarken gümbür gümbür,
hakkım olandır aşkın acısını yaşamak,

kırmızı

kar yağar gözlerini kapattığında bir insan
gelen ölümün kendisidir
sabahtan akşama dek, yağar durur kırmızı
suskun bir çığlık belirir birden, sessizliğin içinden
kar yağar aniden, kırmızı, kırmızı, kırmızı 
herkes bir kesilir ölümün gölgesinde,
herkes birdir, bir kesilir azrailin huzurunda
ferdi söner gözlerinin,
hangi gün ya da hangi saatte
sağır eski bir pişmanlık duyulur sonra,
sonra yağar yeniden,
kırmızı, kırmızı, kırmızı

gülersin

sevgilim
yad ediyorum seni
eline sağlık çok güzel gülüyorsun,
müsaade senindir,
gitme, kal
sevgilim,
yağmur yağıyor,
sanırım üşüttüm biraz,
sende yoksun ya ısıtacak kimse yok beni
olur da bir kavşakta karşılaşırsak eğer,
utanıp da konuşamasam da
gözlerin konuştursun beni
sevgilim
müsaade senindir
ama
ne olursun gitme, kal

A Kadir Doğan​

30 Ocak 2015 Cuma

devrim dediğin

Bir kadına benzer ki bir devrim
Gülünce sarı, dokununca siyah
Bir çiçeğin buram buram kokan esintisi gibi
Bedelini bile bile yasaklara meydan okuyan
Bir kadına benzer ki bir devrim
Bir rahmi var ki içinde canlar taşıyan
Bir kadına benzer ki bir devrim
Daha ne türküler söyleyecek bu yiğitler
Ruhu tam da can damarından vuran
O zaman ne güzel olurdu memlekette sevdalar
İncitmeden, kırmadan, dökmeden
Bir kadına benzer ki bir devrim
Adımlarının olduğu yollarda güven veren
Geçmişlerse o yollar mert yollar,
Onları ki hürriyetin ve adaletin koruyucuları
İşte budur onları senden benden ayıran

tren

şen şakrak uçuyor bir güvercin
o kadar güzel o kadar parlak
el yapımı, alın teri gibi işlenmiş boncuktan
ikide bir kaybolup gözükür, nereye gittiği belirsiz
git gel, git gel, sanırsın otobüs seferi
ve birde şu adam var, elleri ceplerinde yarı dalgın
ah şu adam, acaba bir kadına mı kızgın,
yaşam üzerine ne kadar da derin bir düşünceyle cebelleşir
hafif titrek bir ruh hali, hafif titrek bir beden
nasılda kayarcasına geçiyor şu sokaklardan
kahve içerken bir kadın sessiz sedasız, ben görürüm
yudum yudum götürüyor kahveyi, bitmesini istemediği belli
güzellik tanrıçası gibi, bir o kadar da çirkin
bir de şu tren var karşıdan kalkan
rengarenk vagonlarıyla şaşalı ve güzel, Harran tayları kadar
akın akın gidiyor yolcular, sanki son seferiymiş gibi
kimi iyi kimi kötü, kimi güzel kimi çirkin
kimi de dalgın sadece, dalgın o adam gibi
ah o tren o tren, ben hiç görmedim ki, nerden çıktı o tren

gerçeği

aslında sevmezdim diyorum omuzlarını onun
uzayıp giden saçları olmasa,
beline kadar kıvrım kıvrım
aslında sevmezdim onu ya,
her neyse...

gülme ciddiyim

güzelsin, kabul,
Gallicas gülleri kadar,
tam bana göre...
gülme,
ciddiyim,
boşuna harcıyorsun o gülüşü,
saklasana,
lazım olur,
bakarsın, ikram edersin,
demli bir çayın yanında,
gülme,
ciddiyim,
ciddi ol biraz
sustur şu şehri,
şu kuşları ve şunları da
yakın tut teninin duvarlarına
hadi uzat ellerini,
öpesim geldi,
tam da şimdi...
gülme,
ciddiyim,
ciddi ol biraz.
uykunu gördüm o gün senin,
yatışını, ama ne güzel
kıvrım kıvrım saçlarını
beline kadar,
gülme,
ciddiyim,
uyanışını gördüm,
hırçın, asabi, masum
yavru bir kedi gibi,
ama ne güzel,
ama ne güzel,
gülme,
ciddiyim,
ciddi ol biraz,

nasihat

bir selam, kıyametler kopara kopara getirir eski alışkınlıkları
yollara dökülen tütün ve katran kokuları hatırlatır
üşüyen çocuklar ve ölen kahramanlardan bihaber bir kış gününde
kimse hatırlamak istemez eski hatıraları, ki ilk hatırlananlardır nedense
herkes beyaz kışını yaşar, kız saçı bahar hep arka planda 
anılar biter artık, eski sevgi ölmüştür, zaten yaşamıştır yaşayacağı kadar
harcanacak vakit kalmamıştır yeni sevgilere,
ki tek istedikleri de sevilmektir günün birinde,
sorsan öldü derler, ölüler bir daha dirilmez,
bir ağaç aynı çiçeği açar mı tekrar tekrar
bir damla su aynı kaynaktan kaç kere akar
sorsan ne anlar çingeneler aşktan meşkten
sorsan o tabutu çoktan toprağa gömdüler,
çoban köpeklerinin sessizliği çökmüş üzerlerine
sorsan, ama sorma, nereye kadar, herkeste bir saçmalık bir tantana
sen bir daha sorma, bırak boğulsunlar beyaz kışlarının gölgesinde
artık göremezler ışıklar içinde dünyayı,
hatırladıkları tek şey ilk kez aldıkları bir demet çiçekten ibaret
ilk ve belkide son olandır hatırladıkları, ancak o kadarını alır kafaları
gözleri hep açıktır ama yoktur artık görebilecekleri bir şeyler
zordur inandırmak artık onları,
doğuştan kör birine renkleri anlatmak gibi, anlat hadi anlatabilirsen

beklenen

gelsen
sonsuz sevgimi sunardım,
azdan çok, çoktan çok daha fazla
sonsuz bir mutluluk değil,
gelsen
ruhumu ve tüm irademle beraber
komünal bir yaşama adardım, en ilkel biçimiyle
modern tutsaklık başkalarına kalsa
gelsen de
içimdeki burjuvazi ve parlamenter sistem çökse
bir sen olurum bir de ben,
dahası neyimize
gelsen
tüm politikacı ruhumdan arınsam,
iktidarı olsan bir anda kalbimin,
ne alabilirdim ki senden,
dilimi ve kimliğimi dayatmaktan başka
gelsen
ki gelmeni isterdim,
odur zaten ihtiyacım olan
ve bırak artık parmaklarım saçlarına dolansın
aklımdaki kış ısınsın, varlığımın perdesi açılsın
güneş görsün, arınsın küf kokusundan
sevinsin fukara...
gel kadınım, gel.

su

farz edelim ki sende bir su'sun
hiç dar alanda köpürür mü su,
kadehte nasıl, denizde nasıl,
ama ne güzel dalgalanıyorsun
farz edelim ki sen de bir kelebeksin
sol omzuma konuyorsun benim
ve aynı partiyi soluyorsun,
sevgime çobanlık et,
dudaklarıma bir gülüş ver,
ömrün uzun olsun,
farz edelim ki sen de bir perisin
gizli saklın olmasın
bilirim narin ellerin var
hadi gecelerime kadar sokul
minik ellerinle yüzüme dokun
utandır beni sabaha karşı,